28 Nisan 2010 Çarşamba
gitmek
Gitmek kelimesi hiç hoş gelmiyor bugünlerde kulağıma. Üstelik nereye gideceğini bilememek daha da bir ürkütücü. Yorulmuşken hayattan, henüz birkaç gün geçmişse de birinin temelli gidişinin ardından sıkılıyorsun bir de. Yeter demek istiyorsun ama kime ya da neye olduğunu bilmediğinden içine atıyorsun. İçin dolmuşsa artık cevabını bulamadığın sorularla, isyanlarla kalıyorsun öyle. Yapacak birşeyin kalmadığı noktada olmak yoruyor insanı belki de. Bir gözyaşına bırakıyor sonra sorular yerini. Ama istediğini gözyaşları dindiremiyorsa kendine kızmaya başlıyorsun sonra. Kendinden bile alamıyorsan hıncını bir durmak, bir düşünmek gerekiyor işte orada. Güçlenmek gerekiyor, gözyaşlarını silmek ve büyümek gerekiyor artık. Sevdiklerine, sevmek istediklerine arkanı dönüp gitmek ve tek başına büyümek. Gitmek iyi olacaktır belki de bugüne kadar olmadığı halde. Senden, benden, onlardan, bu şehirden, korkularından gitmek gidebilmek gittiğin yerde mutlu olabilmek...
3 Nisan 2010 Cumartesi
...
hani bir gülümseme almıştı ya yüzünü insanın hüzün gelmiş ardından...Şaşkınlık gelmiş...Korku gelmiş...Kalmış öylece...Gitsede bir an evvel huzur gelse...Belirginlik gelse...Kalmasa ardından hiçbirşey hüznün...Silinse hepsi...Bakılsa sadece geleceğe...biraz kalp unutulsa, aklın yolunda adımlar atılsa...Daha mı mutlu olur insanlar acaba?
28 Mart 2010 Pazar
Korku
sadece paylaşmak istedim...
KORKU
Aldanacaksan sevgilerinde, saf sevgilerinde
İnsanların yalancı gurularına..
Kalacaksan parlak sözlerin etkisinde,
Kelimelerinle onlara kapılacaksan,
Yaşama!
Oyun yapıp oynarlar seni
Geceleri aralarında.
Şarkı yapıp söylerler dostlarına,
Roman gibi okurlar boş zamanlarında.
Aldanacaksan gecelerinde, kara gecelerinde
Aydınlık dünyaların sen insanlarına.
Yanılıp içini açacaksan,
Derdini gizlemeden durmayacaksan,
Yaşama!
Saklarlar dinlediklerini
En zayıf zamanında vurular seni.
Uyduramazsan fikirlerine
Başıboş hareketlerini
Defe koyup çalarlar seni.
ÖZDEMİR ASAF
KORKU
Aldanacaksan sevgilerinde, saf sevgilerinde
İnsanların yalancı gurularına..
Kalacaksan parlak sözlerin etkisinde,
Kelimelerinle onlara kapılacaksan,
Yaşama!
Oyun yapıp oynarlar seni
Geceleri aralarında.
Şarkı yapıp söylerler dostlarına,
Roman gibi okurlar boş zamanlarında.
Aldanacaksan gecelerinde, kara gecelerinde
Aydınlık dünyaların sen insanlarına.
Yanılıp içini açacaksan,
Derdini gizlemeden durmayacaksan,
Yaşama!
Saklarlar dinlediklerini
En zayıf zamanında vurular seni.
Uyduramazsan fikirlerine
Başıboş hareketlerini
Defe koyup çalarlar seni.
ÖZDEMİR ASAF
23 Mart 2010 Salı
eyyvah eyvah
Demiştim yapabilirim diye ve uzun bir aradan sonra irademle olan savaşımdan galibiyetle ayrıldım ve sabah erken kalkmayı başardım. Erken derken bildiğimiz erken saat altıda:) Şaşırdım kendime ama şaşkınlığımla beraber mutlu da oldum...Evet aniden arkadaşım Selin in arkasından yetişmemle başladı. Naber falan derken nereden bilmiyorum mevzu spor yapmaya geldi. Sonra Selin in başladığı sabahları erken koşusuna ben de katılmaya karar verdim hatta direk atladım ben de ben de diye. Sonunda kendime erken kalkabilen bir arkadaş bulabilmiştim:) Aslında biraz şüphe ettim kendimden ne yalan söyleyeyim kalkabilir miyim acaba diye? Ama oldu işte sabah alarmım çaldı ve ben uyandım yüzümü yıkadım üzerimi değiştirdim ve altı ellibeşte yurdun önünde Selin i beklemeye başlamıştım. Stada doğru ilerledik ve ısınma hareketlerine başladık. Önce sabah insan sessizliğinde kuşları dinledim gözlerimi kapatıp, derin derin nefes aldım, sıyrılmaya çalıştım hayattan ve insanlardan... Sonra Selin le ayrıldıktan sonra yeşil büfeden bir gazete aldım ve kantine döndüm. Gazetenin güncelinden, sanatından, ekonomisinden, sporuna hepsini okudum. Kendimi tuttum ve magazin ekini es geçtim:) O esnada sevgili kantin çalışanları da uykulu bir biçimde kahvaltılıkları getiriyorlardı. Kendime müthiş bir kahvaltı aldıktan ve afiyetle bitirdikten sonra hazırlandım ve bölüme gittim. Son sınıf olmanın getirdiği sıkıntıyla zar zor üç saat ardarda girdim. Bu arada proje dersinde sanırım biraz kendimden geçmişim iğrenç esprileri arka arkaya saydırdım:) Kanlarla deney yapan arkadaşıma kanları nerden alıyorsunuz diye, önlük ve gözlük takibi yapan grubun para cezası kesip kesmediğiyle alakalı falan... Bi an uzaklaştım kendimden, az tiksindim bunları ben mi söledim diye:D Sevgili İnci Hoca ve sınıf arkadaşlarım sağolsunlar gayet normal karşıladılar beni...Neyse dersleri oflaya püfleye bitirdikten sonra Filiz le buluşup sinemaya gittik. Özenle gideceğimiz filmi seçtik...Ve karar verdik "Eyyvah Eyvah". Salon hafta içi olduğundan olsa gerek bştu baya. Bizde yayıla yayıla kendimizden geçerek gülerek izledik filmimizi. Eklemeden edemeyeceğim yaşasın gnctrkcll:D:D Türkcell in çekim gücünün dışında böyle nimetlerinden faydalanmak beni gerçekten çok mutlu etti. Bu arada bilgisayarımın pili takılı değil ve şu anda yazdıklarımı toparlayıp kaydedemiyeceğim diye bir korku geldi bana nedense. Sanırım sabah elektriklerin saatlerce gelmemesi üzerine yaşadığım talihsizliklerden olsa gerek:( Neyse deyip tekrar akışa geçeyim en iyisi. Okula geri döndükten sonra panik içerisinde bilgisayarımı açtım ve yazmaya başladım neden mi? Sevgili blog ve blogseverler çünkü ders çalışmam lazım ve sona da geldim sanırım. Şu an ki ilk hedefim yazdıklarımı kaydedip dersimin başına dönmek olacak. Yoksa ki sınavlarda tekrarlayacağım ikileme eyyvah eyvah olacak bu gidişle...
21 Mart 2010 Pazar
Şaşırdım sonra hayran kaldım
Bugün üds sınavında bir görevim vardı. Engelli birine refakat edecektim. Pek ayrıntılı düşünmemiştim kime eşlik edeceğim konusunda. Fakat açıkcası Sabahat Hanım gibisini de beklemiyordum. Kimdir bu Sabahat Hanım diyecek olursanız? Kendisi Hacettepe güzel sanatlar resim bölümünü 2007 yılında bitirmiş ve o günden buyana yabancı dil sınavını geçmeye çalışan birisi. Evet buraya kadar herşey normal sanırım. Ama benim şaşırdığım nokta Sabahat Hanımın 1942 doğumlu olmasıydı...Belki bugüne kadar ileri yaşlarda okumaya başlayan ya da devam eden birilerini duymuştum fakat heyacanına bu kadar yakın tanık olmamıştım. Neyse biraz sınav esnasından bahsedeyim şimdi. Sabahat Hanımla birlikte okul içerisinde ev şeklinde ve çoook soğuk olan sınav salonu tabirli odaya geçtik. Önce ışığı en iyi şekilde alabilmesi için masayı yatak ve çekyatın arasına sıkıştırdık. Bunun sebebi Sabahat Hanımın gözlerinde sorun olması idi. Daha sonra birer sandalye çektik diğer arkadaşımla ve ben hayretle Sabahat Hanımı izlemeye başladım. Biraz heyecanlıydı, açıkcası ben de bir o kadar heyecanlıydım sanırım:) Sonra hazırlanmaya başladı. Önce kalemlerini çıkardı, ardından gözündekinin dışında iki gözlük daha, çok normaldi...Sonra altın rengi kaplı şekerlerini, peçetelerini, ve kulağına tıkamak için bir çift pamuğu...Bunlar küçük ayrıntılardı ama sanırım benim aklımda bu şekilde yer etti. Üç saat boyunca Sabahat Hanım ı izledim, izledim ve düşündüm. Sonra utandım kendimden biraz...Daha 22 mdeyken ki 23 e de az kaldı:), kimbilir kaç kere ben de yaşlandım yahu üniversitede bitmek üzere zaten dedim, kimbilir artık çok geç diye nelerden vazgeçtim...Şunu anladım ve hissettim ki hiç birşey için geç değildi, hatta daha yolun başındaydım. Sabahat Hanım bugün farkında olmasa da kendisi için birşey yapmanın yanısıra benim için de çok şey yapmıştı. Çıkarken bize teşekkür etti ben de ona. Ama muhtemelen bu içten teşekkürümün sebebini anlamadı...Sonra defalarca iyi günler diledikten sonra yakınlarının yanına doğru giderken bizden uzaklaştı...
20 Mart 2010 Cumartesi
Bu ben miyim?
İnsan asla yapmam dediği şeyleri yapmaya başladığında tanımaya başlıyor sanki kendini. Kendi sınırlarını nasıl aşabileceğini duvarlarını nasıl yıkabileceğini gördüğünde...Çünkü asla yapmam dediği bir şeyi yaptığında ve geriye dönüp baktığında söyleyeceğinin özeti "bu ben miyim" oluyor genelde, yani en azından ben de böyle oluyor. Doğumundan itibaren duvarlarını örmeye başlıyor insan, sınırlarını çiziyor. Hayat bir yandan harcanıyor diğer yandan birikiyor böylece. Peki sonra ne oluyor asla yapmam diyorsunuz çevrenizdekilere, haykırıyorsunuz, uğruna tartışmalara giriyorsunuz...Ve birgün hiç kurgulamadığınız bir anda yapıveriyorsunuz "asla yapmam" dediğiniz şeyi. Önce bi şaşkınlık üzerinizde, sonraysa bi yenileşme biriktirdiklerinizden kurtulmuş, sınırları aşmış, duvarları yıkmış öylece yüzünüzde bir gülümseme...
Mavi iyidir...
Neden mavi bu kadar önemli benim için bilemiyorum. Mesela bir kırtasiyeye gideyim önce mavi defterlere mavi kalemlere bakıyorum, bir mağazaya gittiğimde mavi kıyafetler mest ediyor beni:)
Özellikle bugünlerde mavi masmavi bir elbise istiyorum. Neden mi? Mavi iyidir o yüzden...Elbisemi giydiğimde sanki kendimi suları berrak bir denizde yüzüyor bulacağım ya da gökyüzünü kaplayan bulutlarda koşarken... Gece olduğunda da yıldızlara saklanacağım...nerede olacağımı ne yapacağımı kestiremiyorum bildiğim tek birşey var o da ben kendimi çok iyi hissedeceğim maviyle. Ve umarım benim mavim denizle, gökyüzüyle, yıldızlarla, güneşle ve kuşların sesleriyle dost kalır da ruhumu hiç terketmez...
Özellikle bugünlerde mavi masmavi bir elbise istiyorum. Neden mi? Mavi iyidir o yüzden...Elbisemi giydiğimde sanki kendimi suları berrak bir denizde yüzüyor bulacağım ya da gökyüzünü kaplayan bulutlarda koşarken... Gece olduğunda da yıldızlara saklanacağım...nerede olacağımı ne yapacağımı kestiremiyorum bildiğim tek birşey var o da ben kendimi çok iyi hissedeceğim maviyle. Ve umarım benim mavim denizle, gökyüzüyle, yıldızlarla, güneşle ve kuşların sesleriyle dost kalır da ruhumu hiç terketmez...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)